45 yıl önceki tecavüz yeniden gündemde! Roman Polanski davası hakkında 9 SORU 9 CEVAP

Dünya sinemasının ayakta alkışlanan yönetmenlerinden biriyken, bir anda ABD’nin en ünlü kanun kaçağına dönüştü. Aradan geçen 40 yıldan fazladır, eserleri sektörün en değerli ödüllerine layık görülürken o, koluna kelepçelerin takılacağı korkusuyla törenlere dahi katılmadı.

Bahsettiğimiz kişi Polonya asıllı Fransız yönetmen Roman Polanski’den başkası değil elbette… Chinatown, Rosemary’s Baby, The Pianist, Ghost Writer gibi filmleriyle sinema tarihinin unutulmazları arasına giren Polanski, reşit olmayan bir kız çocuğuyla cinsel ilişkiye girme suçu işlediği için yıllardır ABD’nin arananlar listesinin tepesinden inmiyor.

Geçtiğimiz hafta bu konuda yaşanan önemli bir gelişme, Polanski’nin adının önüne “pedofil”, “çocuk tecavüzcüsü” gibi korkunç sıfatlar ekleyen olayı 1977’den bugüne taşıdı.

12 yıldır gizli tutulan ve hafta başında basınla paylaşılan belgeler, Polanski’nin yargılandığı davanın merhum yargıcı Laurence Rittenband’in (kamuoyu baskısının da etkisiyle), savcılık ile yönetmenin avukatları arasındaki anlaşmaya uymaktan vazgeçtiğine ve Polanski’yi hapisle cezalandırmaya karar verdiğine işaret ediyor.

Nitekim Polanski geçmişte yaptığı açıklamalarda, adil bir biçimde yargılanamayacağını düşündüğü için ABD’den kaçtığını söylemişti. Emekli Savcı Roger Gunson’ın 2010 yılında verdiği yeminli ifadenin metnini içeren belgeler, Polanski’nin bu söyleminde haklılık payı olabileceğine işaret ediyor.

Bütün bunları aşağıda ayrıntılarıyla masaya yatıracağız ancak öncesinde Polanski’yi çok yakından tanımayanlar ve olayların evveliyatını kaçıranlar için bir “Ne olmuştu?” ile başlayalım. İşte 9 soruda Roman Polanski davası…

1) ROMAN POLANSKI KİMDİR? HANGİ FİLMLERİ YÖNETTİ?

Tam adı Rajmund Roman Thierry Planski olan Roman Polanski, 1933 yılında Fransa’da doğdu. Üç yaşındayken ailesiyle birlikte babasının doğum yeri olan Polonya’nın Krakow şehrine taşındı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’nın Nazi işgali altında olduğu dönemde, anne ve babası toplama kamplarına gönderildi. Annesi 1941’de Auschwitz’de öldü, Polanski ise sınır dışı edilmemek adına çeşitli Polonyalı ailelerin yanında yaşadı. Nihayet 1944 yılında babasına kavuştu.

Polonya ve Fransa’nın yanı sıra İngiltere ve ABD’de de filmler çeken Polanski, yönetmen, senaryo yazarı ve oyuncu olarak kameranın önünde de arkasında da yer aldı. 

İlk uzun metrajlı filmi Noz w wodzie (Knife in the Water) 1962’de Polonya’da çekildi ve Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar’a aday oldu. Polanski, o günden bu yana Chinatown ve Tess gibi filmleriyle Oscar’ların yanı sıra BAFTA, Cesar, Altın Küre ve Altın Palmiye ödüllerinde de sayısız adaylıklar elde etti. 2003 yılında The Pianist ile En İyi Yönetmen Oscar’ı ve En İyi Film BAFTA’sı dahil birçok ödülü silip süpüren Polanski’ye Oscar heykelciğini Fransa’ya giden Harrison Ford elden teslim etmişti.

Mayıs 2018’de #MeToo hareketinin getirdiği yeni etik standartların etkisiyle Polanski’nin Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi üyeliği 50 yılın ardından iptal edildi. Bu karardan sadece birkaç gün önce Polanski, Newsweek’in Polonya edisyonuna verdiği röportajda, hareketi “kolektif histeri” ve “tam bir ikiyüzlülük” olarak nitelendirmiş ve “Herkes korkudan katılmaya çalışıyor” demişti. Polanski, Hollywood’daki güçlü erkeklerin yıllardır devam eden uygunsuz hareketlerini ortaya döken #MeToo’yu Kuzey Kore’deki lider cenazelerine benzetmişti.

2) ROMAN POLANSKI’NİN EŞİ SHARON TATE’E NE OLDU?

1968 yılında Hollywood’a taşınan Polanski’nin ABD’de çektiği ilk film Rosemary’s Baby oldu. Filmin başarısının ardından kariyeri yükselişe geçen Polanski, o yıllarda çok korkunç bir olay yaşadı. İkinci eşi Sharon Tate, ABD tarihinin en tanınmış seri katillerinden biri olan Charles Manson’ın yandaşları tarafından katledildi. Valley of the Dolls filmiyle ünlenen Tate o sırada Polanski’nin bebeğine hamileydi.

Polanski ve Tate “Fearless Vampire Killer” filminin setinde tanıştı ve 1968’de Londra’da evlendi.

Polanski ve Tate “Fearless Vampire Killer” filminin setinde tanıştı ve 1968’de Londra’da evlendi.

Cinayetler işlendiğinde Polanski ve Tate, Beverly Hills’de bulunan “Cielo Drive No: 10050” adresli malikanede yaşıyordu. (Olay sırasında Polanski evde değildi.) Hollywood’da bir türlü istediği yeri elde edemeyen ve bu evi hayal kırıklıklarını temsil eden bir saplantı haline getirmiş olan Manson, 8 Ağustos 1969’da dört takipçisine evi basıp içeride kim varsa öldürmelerini emretti. Grup, Tate ile misafirleri Jay Sebring, Abigail Folger, Wojciech Frykowski’yi saatler süren işkenceler sonunda hunharca katletti. Henüz 18 yaşında olan Steven Parent da tam evden çıkarken katillere yakalandı ve öldürüldü.

Polanski bu olaydan sonra yeniden Avrupa’ya döndü ve 1971 yılında Macbeth filmini çekti. William Shakespeare’in aynı adlı eserinden uyarlanan film oldukça kanlı sahneler içeriyordu.

3) POLANSKI HAKKINDAKİ DAVA NEDEN AÇILDI?

1977 yılında, Vogue dergisinin Fransızca versiyonunun misafir editörlüğünü yapan Polanski, Samantha Gailey (şu anki soyadı Geimer) isimli kızla cinsel ilişkiye girmekle suçlandı. O sırada Polanski 43, Gailey ise 13 yaşındaydı.

Polanski, Jack Nicholson’ın efsanevi parti evinde fotoğraf çekimi bahanesiyle bir araya geldiği Gailey’i evde başka kimsenin olmadığı bir sırada şampanya ve uyku ilacıyla uyuşturarak tecavüz etmekle suçlanıyordu.

Gailey’nin başından geçen korkunç olayı erkek arkadaşına anlattığını duyan annesinin derhal polise başvurmasından bir gün sonra Polanski gözaltına alındı.

Hakkında hazırlanan iddianamede Polanski uyuşturucu yardımıyla tecavüz, sapıklık, fiili livâta, 14 yaşından küçük bir çocukla müstehcen ve şehvani hareketlerde bulunmak, reşit olmayan bir bireye kontrole tabi madde sağlamak gibi altı farklı suçla itham edildi.

Polanski Gailey’e yaptıklarını yıllar sonra kaleme aldığı otobiyografisi Roman by Polanski’de de oldukça detaylı bir biçimde anlatacak ve suçlamalarla ilgili ortaya atılan komplo teorilerini de boşa çıkaracaktı.

Polanski Gailey’e yaptıklarını yıllar sonra kaleme aldığı otobiyografisi Roman by Polanski’de de oldukça detaylı bir biçimde anlatacak ve suçlamalarla ilgili ortaya atılan komplo teorilerini de boşa çıkaracaktı.

4) MAHKEME SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?

Duruşmalar sırasında, hem olayın yaşandığı evin sahibi Jack Nicholson hem de o yıllardaki sevgilisi aktris Anjelica Huston, Polanski’ye karşı ifade verdi.

Başlangıçta suçlamaların tamamını reddeden Polanski, ilerleyen aşamada Gailey’nin avukatı Lawrence Silver ile bir anlaşmaya vardı. Silver, genç müvekkilinin tanık kürsüsüne çıkmasını ve medya sirkinin kurbanı olmasını istemiyordu. Üstelik Gailey ifadesinde daha önce de uyku ilacı aldığını ve tecavüz sırasında bakire olmadığını açıklamıştı. Bütün bunların manşetlere taşınmasını istemeyen Silver’ın girişimlerinin ardından savcılık, Polanski’ye bir anlaşma teklif etti.

Polanski diğer suçlamaların düşürülmesi karşılığında cezası çok daha düşük bir suç olan “reşit olmayan bireyle yasa dışı cinsel ilişki” suçlamasını kabul etti. Örneğin uyuşturucu vererek tecavüz, en az 3 yıl hapis cezası anlamına geliyordu. Reşit olmayan kişiyle cinsel ilişki ise en az 1 yıl hapis cezası istenen bir suçtu. Ceza istemi ise yargıcın iradesine bırakılıyordu.

Polanski’nin avukatı Douglas Dalton’ın 2009 yılında New Yorker dergisine anlattığına göre, ceza duruşmasından üç gün önce, önemli bir gelişme yaşandı. Yargıç Laurence Rittenband, Dalton’ı ve Savcı Robert Gunson’ı kayıt dışı bir toplantı için odasına çağırdı ve Polanski’yi psikiyatrik değerlendirme için en fazla 90 günlüğüne bir eyalet hapishanesine göndermeye karar verdiğini açıkladı. Bu değerlendirmeden sorunsuz çıkması durumunda Polanski için hapiste kaldığı süre yeterli ceza kabul edilecek, yönetmen serbest bırakılacaktı.

Rittenband, Gunson ve Dalton’a bu öneriyi kendi fikirleriymiş gibi sunmalarını ve kendisinin de kabul edeceğini söyledi. Polanski o sırada bir film çekiminin ortasında olduğundan, Dalton 90 günlük bir erteleme istedi. Yargıç bunu da kabul etti ve gerekirse uzatma sözü verdi. Ancak 10 gün sonra Polanski, Batı Almanya’da yanında bir sarışın kadınla keyif çatarken görüntülenince Yargıç Rittenband’i kızdırdı. Rittenband yaptığı açıklamada, “Bana 400 çalışanın Polanski’yi beklediği söylenmişti. Belli ki kandırılmışım” diyordu.

30 Mart 1977, Polanski duruşma çıkışında muhabirlerin sorularını yanıtlıyor

90 günün sonunda Polanski, değerlendirme için cezaevine gönderildi ve 42 günün ardından salıverildi. Polanski anlaşma gereği bundan sonra hayatına kaldığı yerden devam edeceğini zannediyor ancak yanılıyordu. Zira Rittenband yeni bir ceza duruşması yapılmasına karar vermişti.

Rittenband, bu duruşmanın iki gün öncesinde Dalton ve Gunson’la yeniden bir araya geldi. Sırf ünlü olduğu için Polanski’ye yumuşak davranmış gibi göründüğünü düşünüyor, Polanski’yi en az 48 gün daha hapse göndermeyi ve başlangıçtaki plan olan 90 günü doldurmayı tasarlıyordu. Ardından da Yeşil Kartı ya da ABD vatandaşlığı olmayan yönetmeni sınır dışı etmeyi öngörüyordu. Avukat ve savcıya “50 yıl hapis bile verebilirim” demişti Rittenband.

Dalton’ın bunları müvekkiline aktarmasıyla Polanski, Londra’ya doğru hareket eden ilk uçağa atlayıp ABD’den ayrıldı. Ardından da doğum yeri olan ve vatandaşlığı bulunan Fransa’ya kaçtı.

5) POLANSKI ABD’DEN KAÇTIKTAN SONRA NELER YAŞANDI?

Polanski halen Fransa’da yaşıyor ve hakkında çıkarılmış bir Interpol Kırmızı Bülten’i bulunuyor. Ancak vatandaş olduğundan ve ceza duruşması tamamlanmadığından ABD’ye iade edilemiyor. Polanski bu nedenle ABD’yle iade anlaşması olan ülkelere de gitmiyor.

Aradan geçen sürede birçok önemli gelişme oldu. Örneğin 1988 yılında Samantha Geimer (Gailey), Polanski’ye cinsel saldırı, kasten duygusal sıkıntı yaşatma ve baştan çıkarma suçlamalarıyla bir dava daha açtı. Bu dava, 1993 yılında taraflar arasında yapılan ve Polanski’nin Geimer’a 600 bin dolar ödemesini öngören bir anlaşmayla sonuçlandı.

Eylül 2009’da kendisine Zürih Film Festivali’nde verilecek “Yaşam Boyu Başarı” ödülünü almak üzere gittiği İsviçre’de sınırda gözaltına alınan Polanski, mahkemenin iade talebini değerlendirdiği süreçte ev hapsinde kaldı. Temmuz 2010’da talep reddedildi ve Polanski serbest bırakıldı.

Polanski’nin gözaltına alınması Hollywood’da tepkiye neden oldu. Aralarında Natalie Portman, Tilda Swinton, Isabelle Huppert, Penelope Cruz, Diane von Furstenberg, Wes Anderson, Darren Aronofsky, Martin Scorsese, Wim Wenders, Wong-kar Wai, Woody Allen, Monica Bellucci, Alejandro Gonzalez Inarritu, Harmony Korine, Ethan Cohen, David Lynch ve Harrison Ford’un da bulunduğu 138 ünlü bir imza kampanyası düzenledi. Şaşırtıcı değil ama Harvey Weinstein bile Polanski’yi savundu. Ünlülerin argümanları değişiyordu. Biri “Davanın üzerinden çok zaman geçti” derken, bir başkası yargıcın yolsuzluğa bulaşmış olduğuna vurgu yapıyordu. Polanski’nin sanatının ne kadar büyük olduğundan dem vuranlar da vardı. Whoopi Goldberg ise, “Nihayetinde gerçekten tecavüz suçu işlediğini kabul etmedi ki, sadece reşit olmayan bir kişiyle beraber olduğunu kabul etti” diyordu. Bu görüşün bir benzerini 2003 yılında da Quentin Tarantino dile getirmişti. Howard Stern’e konuşan Tarantino, “13 yaşındaki bir kişiye tecavüz etmedi. Reşit olmayan biriyle ilişkiye girdi. Bence bunlar aynı şey değil. Reşit olmayan biriyle ilişki tecavüz değildir. Tecavüz dediğinizde şiddet vardır, birini sağa sola savurup atmak vardır” diyordu. Ancak 15 yıl sonra bu sözleri için Geimer’dan özür dileyecek ve provokatif olmak için şeytanın avukatını oynadığını söyleyecekti. (Not: İngilizcede reşit olmayan kişiyle cinsel ilişki “statutory rape” olarak adlandırılıyor. “Rape” kelimesinin anlamı tecavüz. Goldberg ve Tarantino ise “statutory” kelimesine vurgu yaparak iki kavram arasındaki farka dikkat çekiyor.) 

Polanski’nin yargılandığı süreçte görev yapan Savcı Roger Gunson, 2010 yılında kapalı kapılar ardında verdiği bir yeminli ifadede, Rittenband ve Dalton’la 1979 yılında yaptıkları görüşmelerin detaylarını açıkladı. Avukatları, Polanski’nin adil olmayan bir muameleye maruz kaldığına işaret edebilecek bu ifadenin üzerindeki gizlilik kararının kaldırılması yönünde defalarca başvuru yapsa da her seferinde olumsuz yanıt aldı.

Nisan 2017’de Los Angeles Yüksek Mahkemesi Yargıcı Scott Gordon, Polanski’nin gıyabında yargılanma talebini reddetti. Gordon, Polanski’nin önce ABD’ye dönüp mahkemenin karşısına çıkmasını gerektiğini belirtti. 2019 yılının ilkbaharında ise Polanski’nin avukatları mahkemeye başvurarak hapis isteminin iptalini istedi. Ancak Yargıç Gordon, halen kaçak konumunda olan Polanski’nin talebine olumlu yanıt verilmesinin mümkün olmadığına hükmetti.

Son olarak Şubat 2020’de Cesar Ödülleri’nde bir Polanski skandalı yaşandı. Ödül komitesi Polanski’nin Dreyfus Olayı ile alakalı An Officer and A Spy filmini 12 dalda aday gösterdi. En iyi Kostüm ve En iyi Uyarlama Senaryo’nun yanında Polanski’ye En İyi Yönetmen Ödülü de verilmesi törende tepkilere neden oldu. 12 yaşındayken bir başka yönetmenin istismarına uğradığını açıklayan aktris Adele Haenel ve yönetmen Celine Sciamma, salonu terk etti. Törenin sunucusu aktris Florence Foresti, kararın açıklanmasının ardından sahneye dönmeme kararı aldı. Fransa Kültür Bakanı Franck Riester de daha sonra yaptığı açıklamada, Polanski’nin ödülü almasının “cinsel şiddete karşı duruşumuz düşünüldüğünde sembolik anlamda kötü” olacağını söyledi.

6) SAMANTHA GEIMER SUÇLAMALARINI SÜRDÜRÜYOR MU?

Yukarıda da dediğimiz gibi, avukatının yönlendirmeleri sonucu mahkeme karşısına çıkmayan Samantha Geimer, sadece büyük jüri önünde yeminli ifade verdi.

İfadesinde Polanski’den korktuğunu, eve gitmek istediğini ve kendisini öpmeye çalışan Polanski’ye “Hayır, uzak dur, yapma” dediğini söyleyen Geimer, yönetmenin kendisine regl düzeni ve doğum kontrol hapı kullanıp kullanmadığı gibi sorular sorduğunu da belirtiyordu. Her şey bittikten sonra ağlayarak arabaya bindiğini söyleyen Geimer, Polanski’nin kendisini eve götürdüğünü ve kimseye bir şey söylememesi için tembihlediğini de sözlerine ekliyordu.

Aradan geçen yıllarda Geimer, Polanski’nin yaptıklarının çok yanlış olduğunu hep vurgulasa da yönetmenin destekçileri tarafından da karşıtları tarafından da ağır eleştirilere maruz kaldı. Bir grup Geimer’ı para avcısı olmakla suçlarken diğer grup Polanski’yi affetmesinin kabul edilebilir bir şey olmadığını belirtiyordu. (Örneğin 2020’de Cesar’daki protestolarının ardından, Haenel ve Siciamma’yı “fırsatçılıkla” suçlaması tartışma yarattı.)

Samantha Geimer mahkemede

Geimer, mahkeme karşısına ilk kez Haziran 2017’de çıktı ve Yargıç Gordon’a, “Size yalvarıyorum bana ve aileme acıyın ve bu işi bitirin. Biz insanız, kazanımlar ya da kayıplar değiliz” dedi. Davanın bitmesini veya Polanski’nin gıyabında yargılanmasını istediğini çünkü medyanın ilgisinin tecavüzden daha kötü olduğunu belirten Geimer şunları söyledi:

“Ertesi gün [Polanski’nin] üzgün olduğunu biliyordum. Eminim yaptığı şeyden anında pişman olmuştu. Üstelik benim için insanların düşündüğü kadar travmatik bir durum yoktu. Cinsel anlamda aktif bir ergendim. Korkutucuydu ama sıra dışı değildi, başkalarının başına daha kötü şeyler de geldiğini anlayabiliyordum. İnsanların düşündüğü kadar travmatize olmamıştım.”

Polanski’yi bir pedofil olarak görmediğini de ifade eden Geimer, “Neredeyse 14 yaşındaydım, 10 yaşında değildim” diye konuştu. Herkesin fikrine saygı duyduğunu belirten Geimer, “Sırf başkalarını eğlendirmek için duygularımı ortaya döküp kendime acımaya zorlanmamalıyım. Bunu yapmayacağım, ben iyiyim” dedi. Gordon ise bir nihayete kavuşmanın Geimer’ın hakkı olduğunu ama bunun anahtarının sadece ve sadece Polanski’nin elinde olduğunu ifade etti.

Geimer’ın 2013 yılında yayımlanan anı kitabı The Girl: A Life in the Shadow of Roman Polanski ile de böyle bir skandalın merkezinde yer almanın nasıl bir şey olduğunu anlattı. Davaya konu olan olayları da kendi perspektifinden anlatan Geimer, Polanski ilk üstsüz fotoğraflarını çektiğinde (yani tecavüzden birkaç ay önce) henüz sutyen giymediğini çünkü halen bir çocuk olduğunu ve vücudunun da çocuk vücudu olduğunu belirtti.  Geimer, olay günü Polanski’nin kendisini bahçedeki küvete sokup çırılçıplak soyunmasını istediğini, bir süre fotoğraflarını çektikten sonra kendisinin de soyunup küvete girdiğini anlattı ve “İlişkiye girmek istememiştim. Ama belli ki bu olacaktı” ifadelerini kullandı. Şampanyanın ve ilacın etkisiyle kafası karışmış olsa da astım krizine girmiş gibi davranarak küvetten çıktığını, iç çamaşırını yeniden giydiğini ve eve girdiğini anlatan Geimer, Polanski’nin de peşinden geldiğini ve istemediği halde kendisiyle ilişkiye girdiğini de yazıyordu.

Geimer’ın kitabındaki bu fotoğrafın Polanski tarafından çekilmiş olması da ilginç bir ayrıntı.

Geimer’ın kitabındaki bu fotoğrafın Polanski tarafından çekilmiş olması da ilginç bir ayrıntı.

7) NE OLDU DA BU KONU 45 YIL SONRA YENİDEN GÜNDEME GELDİ?

Polanski’nin avukatlarının yıllardır açıklanmasını istediği 2010 tarihli belge nihayet açıklandı. Los Angeles Bölge Savcısı George Gascon’un daha önceki savcıların yaptığı itirazları geri çekmesinin ardından açıklanan belgeye göre Savcı Gunson, 2010’da verdiği ifadede şöyle diyordu:

“Yargıç ona iki ayrı sefer söz verdi ama sonra bu sözünden döndü. Dolayısıyla eyalet hapishanesine gönderileceği söylendiğinde yargıca güvenmemesi ya da güvenememesi benim için şaşırtıcı değildi.”

Gunson, “Rittenband, psikiyatrik değerlendirme raporlarının yüzeysel olduğunu ve yaşananları örtbas etmeyi hedeflediğini düşünüyordu” derken, kendisinin de bu görüşe katıldığını Polanski’nin suçlarının raporda önemsiz gibi gösterildiğini belirtiyordu.

Savcı Gunson, yargıcın Polanski’ye 50 yıl ceza verebileceğini çünkü süre üzerinde uzlaşmamış olduklarını da ifade ediyor ancak Rittenband’in danışıklı dövüşüne itiraz ettiğini ve kendisini Polanski’ye verdiği sözü tutmamış gibi hissettiğini de ekliyordu.

Savcı George Gascon ise Geimer’ın davanın sona ermesi yönündeki dileğini yerine getirmek ve kamuoyuna karşı şeffaf olmak için belgenin açıklanmasını kabul ettiğini ifade etti.

Gascon yazılı açıklamasında, “Bu dava Kaliforniya tarihinin en uzun süreli davalarından biri kabul ediliyor. Yıllar boyunca kurumumuz kurbanın ve kamuoyunun bilmeye hakkı olan bir bilgiyi gizli tutmak için savaşmıştır” dedi.

Ancak Gascon, Polanski’nin mahkemeye çıkmaktan kurtulmasının söz konusu olmadığını belirtti. Açıklamada Polanski’nin halen bir kanun kaçağı olduğu ve ceza duruşması için mahkemeye teslim olması gerektiği vurgulandı.

Avukat Harland Braun ise belgenin kamuoyuyla paylaşılmasından birkaç gün önce yaptığı açıklamada, Polanski’nin gıyabında yargılanması için girişimlerini yeniden yoğunlaştıracağını söyledi. Eğer gıyabında yargılanma talebi kabul edilirse, Polanski kanun kaçağı olmaktan kurtulabilir.

Böyle bir durumda, Polanski’nin avukatlarının müvekkillerinin yolsuzluğa bulaşmış bir yargıç tarafından yeterli delil olmadığı halde mahkûm edilmek istendiği savunmasını mahkemeye taşıması bekleniyor.

Başrolünde Adrien Brody’nin yer aldığı The Pianist, Polanski’ye 2003’te En İyi Yönetmen Oscar’ını getirdi

8) POLANSKI HAKKINDA BAŞKA BENZER SUÇLAMALAR DA VAR MI?

Var, hatta geçtiğimiz yıllarda #MeToo hareketinin de etkisiyle çok sayıda kadın Polanski hakkında resmi şikâyetlerde bulundu.

Örneğin Ekim 2017’de, California’da yaşayan sanatçı Marianne Barnard, Polanski’nin kendisini henüz 10 yaşındayken istismar ettiğini belirterek Los Angeles Emniyet Müdürlüğü’ne başvurdu.

Barnard’dan kısa bir süre önce de eski aktris Renate Langer, 1972 yılında henüz bir çocuk modelken Polanski’nin kendisine iki kez tecavüz ettiği suçlamasıyla Fransa polisine şikâyetçi oldu. 

Çocuk yaşta Polanski’nin tecavüzüne uğradığını açıklayanlardan biri de Renate Langer.

Çocuk yaşta Polanski’nin tecavüzüne uğradığını açıklayanlardan biri de Renate Langer.

Ağustos 2017’de ise Robin M. isimli bir kadın Polanski’nin kendisine 16 yaşındayken tecavüz ettiğini açıkladı. Zaman aşımı dolayısıyla Polanski’ye dava açmayacağını belirten Robin M. ancak ABD’ye iade edilerek mahkeme karşısına çıkması durumunda, yönetmene karşı tanıklık etmeye hazır olduğunu söyledi.

Robin M. “Şu an sesimi yükseltiyorum ki Samantha ve dünyanın geri kalanı, onun Roman Polanski’nin kurbanı olan tek çocuk olmadığını bilsin” diye konuştu.

Polanski’yi suçlayan bir diğer isim de fotoğrafçı Valentine Monnier. Monnier, Polanski’yi 1975 yılında kendisi 18 yaşındayken İsviçre’de bir kayak şalesinde tecavüz etmekle suçladı. Polanski suçlamaları reddetti.

Nastassja Kinski Polanski’nin 1979 tarihli filmi Tess’te başroldeydi

9) POLANSKI SUÇLAMALAR HAKKINDA NE DİYOR?

Doğrusunu söylemek gerekirse, Polanski genç kızlara olan ilgisini hiç saklamıyor hatta kuvvetli bir biçimde savunuyor. Kendisinden yaşça çok küçük olan ve birçoğu kanunen yetişkin kabul edilmeyen kızlardan hoşlanmayı ve bu kızlarla beraber olmayı doğal bir şey kabul ediyor.

Otobiyografisinde çeşitli zamanlarda 15 yaşındaki kızlarla beraber olduğunu anlatan Polanski, Sharon Tate’in öldürülmesinden sonraki yas döneminde kendisini ziyaret eden kızları “hepsi 16-19 yaşları arasındaydı” diye tarif ediyor.

Bu kızların bazılarıyla beraber olduğunu da söylemekten kaçınmayan Polanski, genç kızları, ilişki dinamiğindeki tüm gücü elinde tutan olgun birer yetişkin kadın, kendisini ise bu kızların çekiciliği karşısında eli kolu bağlanmış zayıf bir adam olarak tanımlıyor. Hatta bütün erkeklerin kendisiyle aynı durumda olduğunu da sözlerine ekliyor.

ABD’den kaçtıktan kısa bir süre sonra 1979’da Martin Ames’e verdiği tartışmalı röportajda kullandığı şu ifadeler de bu bakış açısını yansıtıyor:

“Birini öldürmüş olsam medyanın ilgisini bu kadar çekmezdi, anlıyorsun değil mi? Ama iş genç kızlarla beraber olmak olunca… Yargıçlar da genç kızlarla beraber olmak istiyor. Jüriler de genç kızlarla beraber olmak istiyor. Herkes genç kızlarla beraber olmak istiyor.”

Polanski, 1994’te verdiği bir röportajda Samantha Gailey olayından bir yıl önce de Nastassja Kinski ile cinsel ilişki yaşadığını açıkladı. Yönetmenin, “Gençti ve aşk yaşıyorduk” dediği Kinski o sırada henüz 15 yaşındaydı.

Polanski’nin uzun yıllardır evli olduğu iki çocuğunun annesi Emmanuelle Seigner ile henüz 19 yaşındayken beraber olmaya başlamış olması da dikkat çekici bir detay. Zira Polanski o sırada 52 yaşındaydı.

Polanski ve Seigner, yıl 1992

Associated Press’in “Judge broke promise to let Polanski go free in rape trial, sealed testimony says”, The Sun’ın “Who is Roman Polanski, did he plead guilty to rape and what happened to his wife Sharon Tate?”, Vox’un “Roman Polanski is now facing a 5th accusation of sexual assault against a child”, Variety’nin “Roman Polanski’s Rape Victim Urges Court to Drop 40-Year-Old Case” ve Far Out Magazine’in “The story of Roman Polanski’s infamous escape from a sexual abuse prison sentence” başlıklı haberlerinden derlenmiştir.

Related Posts

Yeni Zelanda’da sel nedeniyle OHAL ilan edildi

Yeni Zelanda’da etkili olan şiddetli yağışlar nedeniyle meydana gelen sel sonucu evler ve yollar sular altında kaldı. Nelson kentinde bulunan …

Meksika’da silahlı bir küme 4 polisi kaçırdı

Meksika basınında çıkan habere nazaran, eyalete bağlı Moctezuma kasabasında, kimliği meçhul silahlı şahıslar polise saldırdı. Yetkililer, hücumda …

Süleyman Soylu: Tendürek Dağı birinci sefer terörden arındı

Mehmetçik, son çıktığı terörist avından da eli boş dönmedi. Jandarma takımları ülkemizde son terörist kalıncaya kadar kararlı gayretini …

Pendik’te pazarda ‘yan bakma’ arbedesi: Metrelerce kovaladı

Pendik’te bulunan cumartesi pazarında geçen hafta teze nazaran, iki küme ortasında yan bakma nedeniyle tartışma çıktı. Tartışma kısa müddette …

21 yılın her anı uğraşla geçti: Kardeşliğimizin bozulmasına müsaade vermeyiz

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AK Parti devrinde Türkiye’nin kast sisteminden kurtulduğunu belirtirken, CHP zihniyetinin yerinde saydığını söyledi …

Rusya ve BM Zaporijya Nükleer Santrali’ni görüştü

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres telefonda görüştü. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan yazılı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.